VEHBİ YAHŞİ
Köşe Yazarı
VEHBİ YAHŞİ
 

29 EKİMLERİ DOĞRU KUTLAMAK

Cumhuriyet; siyasal rejimlerin çağlar boyu mükemmele doğru evrilerek 20. yüzyıl başında ulaştığı son noktadır. Türkiye de 20. yüzyıla girerken cumhuriyet öncesi siyasal gelişim aşamalarını sırasıyla kat etmiştir. Şöyle ki; 1808'de Sened-i İttifak ile anayasal vasıflar içeren bir antlaşmaya varılmış, 1839'da Tanzimat Fermanı ile hukuk, maliye, askeri, eğitim ve sanayi alanında reformlar gerçekleştirilmiş, 1856'da Islahat Fermanı ile bu reformlar daha da genişletilmiş, 1876'da mutlak idarenin iradesine halk iradesinin ortak olması anlamına gelen Meclis açılarak Meşrutiyet ilan edilmiş ve 1908'de ara verilen Meşrutiyet bir daha geri dönmemek üzere ikinci defa ilan edilerek bu süreç tamamlanmıştır. Nihayetinde 1922'de saltanatın kaldırılmasıyla cumhuriyeti ilan etme olgunluğuna ulaşılmış ve 1923'te rejim değiştirilerek Meşrutiyetten Cumhuriyete geçilmiştir. Görülüyor ki maddeler katı halden gaz haline direkt geçemezler; ancak sıvılaştıktan sonra gaz haline geçebilirler. Siyasal rejimler de mutlakiyetlerden doğrudan cumhuriyetlere geçemez, aradaki meşrutiyet aşamasından süzülmesi gerekir. İşte 29 Ekimleri başından beri sanki mutlakiyetten doğrudan cumhuriyete geçmişiz gibi kutluyoruz. Tabi ki cumhuriyet öncesi aşama olan Meşrutiyeti ve bu meşrutiyeti oluşturan evrim süreçlerini anmadığımız ve kutlamadığımız için, Cumhuriyet'i de yeterince idrak etmeden kutlamış oluyoruz. Öyle ki, Cumhuriyetin ilanını sanki bir siyasal rejim değişikliği değil de sıfırdan yeni bir devletin kuruluşu olarak lanse ediyoruz. Halbuki devletler, milletlerin organize olmuş halidir. Milletlerin organize oluşu ise bir anda, bir günde gerçekleşmez; çağlar boyu süren bir gelişim ve oluşumun sonucudur. Türk milleti de yaklaşık 2000 yıl Orta Asya'da topluluklar halinde yaşadıktan sonra M.Ö. 300 yıllarında devletleşmiş; günümüze Orta Asya'da 5 Türk Cumhuriyeti olarak ve Anadolu'da Türkiye Cumhuriyeti olarak ulaşmıştır. Eğer 29 Ekimleri her yıl olduğu gibi bugün de Meşrutiyetten cumhuriyete geçiş olarak değil de yeni bir devletin kuruluşu olarak ele alırsak; sadece Anadolu'da yaklaşık 1000 yıllık bir Türk devleti olan Türkiye'yi, tıpkı geçen sene ilan ettiğimiz gibi bu sene de "102 yıllık veya 103 yıllık yeni bir devlet" olarak konumlandırmış oluruz. Bunu yaparsak; tarihi binlerce yılla ifade edilen büyük devletler sınıfından (İngiltere, Fransa, Japonya, Çin gibi) çıkar, tarihi 100 yılı aşmayan yeni devletler sınıfına indirgemiş oluruz. Halbuki Türkiye Cumhuriyeti; Osmanlı Devletinin Anadolu dışındaki topraklarını kaybetmiş, siyasal rejim, başkent ve unvan değiştirmiş ama özünü, ruhunu ve bayrağını korumuş halidir, şeklidir. Osmanlı Devleti de Anadolu Selçuklu Devleti'nin Moğol istilaları sonucunda merkezi otoritesini kaybetmesiyle beyliklere ayrılan coğrafyada, Türk birliğinin Osmanlı Beyliği tarafından yeniden sağlanmasıyla bu topraklardaki Türk devletinin "Osmanlı" adıyla devam eden şeklidir. Görülüyor ki Türkiye Cumhuriyeti devleti Anadolu'da; 228 yıl Selçuklu hanedanlarıyla yönetildiği için Selçuklu adı ile, 624 yıl Osmanlı hanedanlarıyla yönetildiği için Osmanlı adı ile var olmuş; 103 yıldır da cumhuriyet rejimine geçtiği için Türk milletinin adı ile "Türkiye", cumhuriyetle idare edildiği için de "Türkiye Cumhuriyeti" adı ile var olmuştur. Dünya durdukça var olacak olan, Anadolu'daki yaklaşık 1000 yıllık tek ve aynı Türk devletidir. Eğer bir gün 29 Ekimleri bu tarihsel şuurla kutlarsak; tarihi binlerce yıla dayanan büyük bir milletin evladı olduğumuzun, sadece Anadolu'da 1000 yıllık köklü bir Türk devletinin vatandaşı bulunduğumuzun farkına varır; tarihi müktesebatımızı hissederek çok daha vakur, mutlu ve güvenli bir hale geliriz. Bugünkü 29 Ekim'i işte bu büyük tarihî şuurla kutlamak dileğiyle.
Ekleme Tarihi: 29 Ekim 2026 -Perşembe

29 EKİMLERİ DOĞRU KUTLAMAK

Cumhuriyet; siyasal rejimlerin çağlar boyu mükemmele doğru evrilerek 20. yüzyıl başında ulaştığı son noktadır. Türkiye de 20. yüzyıla girerken cumhuriyet öncesi siyasal gelişim aşamalarını sırasıyla kat etmiştir. Şöyle ki;

1808'de Sened-i İttifak ile anayasal vasıflar içeren bir antlaşmaya varılmış,
1839'da Tanzimat Fermanı ile hukuk, maliye, askeri, eğitim ve sanayi alanında reformlar gerçekleştirilmiş,
1856'da Islahat Fermanı ile bu reformlar daha da genişletilmiş,
1876'da mutlak idarenin iradesine halk iradesinin ortak olması anlamına gelen Meclis açılarak Meşrutiyet ilan edilmiş ve 1908'de ara verilen Meşrutiyet bir daha geri dönmemek üzere ikinci defa ilan edilerek bu süreç tamamlanmıştır.

Nihayetinde 1922'de saltanatın kaldırılmasıyla cumhuriyeti ilan etme olgunluğuna ulaşılmış ve 1923'te rejim değiştirilerek Meşrutiyetten Cumhuriyete geçilmiştir. Görülüyor ki maddeler katı halden gaz haline direkt geçemezler; ancak sıvılaştıktan sonra gaz haline geçebilirler. Siyasal rejimler de mutlakiyetlerden doğrudan cumhuriyetlere geçemez, aradaki meşrutiyet aşamasından süzülmesi gerekir.

İşte 29 Ekimleri başından beri sanki mutlakiyetten doğrudan cumhuriyete geçmişiz gibi kutluyoruz. Tabi ki cumhuriyet öncesi aşama olan Meşrutiyeti ve bu meşrutiyeti oluşturan evrim süreçlerini anmadığımız ve kutlamadığımız için, Cumhuriyet'i de yeterince idrak etmeden kutlamış oluyoruz. Öyle ki, Cumhuriyetin ilanını sanki bir siyasal rejim değişikliği değil de sıfırdan yeni bir devletin kuruluşu olarak lanse ediyoruz.

Halbuki devletler, milletlerin organize olmuş halidir. Milletlerin organize oluşu ise bir anda, bir günde gerçekleşmez; çağlar boyu süren bir gelişim ve oluşumun sonucudur.

Türk milleti de yaklaşık 2000 yıl Orta Asya'da topluluklar halinde yaşadıktan sonra M.Ö. 300 yıllarında devletleşmiş; günümüze Orta Asya'da 5 Türk Cumhuriyeti olarak ve Anadolu'da Türkiye Cumhuriyeti olarak ulaşmıştır.

Eğer 29 Ekimleri her yıl olduğu gibi bugün de Meşrutiyetten cumhuriyete geçiş olarak değil de yeni bir devletin kuruluşu olarak ele alırsak; sadece Anadolu'da yaklaşık 1000 yıllık bir Türk devleti olan Türkiye'yi, tıpkı geçen sene ilan ettiğimiz gibi bu sene de "102 yıllık veya 103 yıllık yeni bir devlet" olarak konumlandırmış oluruz. Bunu yaparsak; tarihi binlerce yılla ifade edilen büyük devletler sınıfından (İngiltere, Fransa, Japonya, Çin gibi) çıkar, tarihi 100 yılı aşmayan yeni devletler sınıfına indirgemiş oluruz.

Halbuki Türkiye Cumhuriyeti; Osmanlı Devletinin Anadolu dışındaki topraklarını kaybetmiş, siyasal rejim, başkent ve unvan değiştirmiş ama özünü, ruhunu ve bayrağını korumuş halidir, şeklidir.

Osmanlı Devleti de Anadolu Selçuklu Devleti'nin Moğol istilaları sonucunda merkezi otoritesini kaybetmesiyle beyliklere ayrılan coğrafyada, Türk birliğinin Osmanlı Beyliği tarafından yeniden sağlanmasıyla bu topraklardaki Türk devletinin "Osmanlı" adıyla devam eden şeklidir.

Görülüyor ki Türkiye Cumhuriyeti devleti Anadolu'da; 228 yıl Selçuklu hanedanlarıyla yönetildiği için Selçuklu adı ile, 624 yıl Osmanlı hanedanlarıyla yönetildiği için Osmanlı adı ile var olmuş; 103 yıldır da cumhuriyet rejimine geçtiği için Türk milletinin adı ile "Türkiye", cumhuriyetle idare edildiği için de "Türkiye Cumhuriyeti" adı ile var olmuştur. Dünya durdukça var olacak olan, Anadolu'daki yaklaşık 1000 yıllık tek ve aynı Türk devletidir.

Eğer bir gün 29 Ekimleri bu tarihsel şuurla kutlarsak; tarihi binlerce yıla dayanan büyük bir milletin evladı olduğumuzun, sadece Anadolu'da 1000 yıllık köklü bir Türk devletinin vatandaşı bulunduğumuzun farkına varır; tarihi müktesebatımızı hissederek çok daha vakur, mutlu ve güvenli bir hale geliriz.

Bugünkü 29 Ekim'i işte bu büyük tarihî şuurla kutlamak dileğiyle.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve kocaelihaberi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.