VEHBİ YAHŞİ
Köşe Yazarı
VEHBİ YAHŞİ
 

ÖNCELİKLİ İÇ SOSYO EKONOMİK MESELELERİMİZ

Ülkemizin baş etmesi gereken öncelikli birtakım meseleleri vardır.  Bunların başta gelenlerinden biri mesken meselesidir. Kastettiğimiz şey her ailenin ev sahibi olamaması değil; mesken ihtiyacını karşılayacak imkana sahip olmamasıdır. Asıl önemli olan ev sahibi olmak değil, kiralık da olsa yaşayacak bir yuva sahibi olmaktır. Kiralık ev meselesi ödenecek kiranın, gelirin yaklaşık beşte birini geçmesi ile ortaya çıktığı yaşanarak görülmektedir. Ülkemizde bu sınırın büyük oranlarda aşıldığı da bir gerçektir.  Sade vatandaş düzeyinde ortaya çıkan bu ekonomik baskının çözümlenmesi bekleniyor. Hemen ifade edelim ki mesele çalışanların maaşlarını belli kriterler gözetilerek ince hesaplar yaparak bir miktar artırmakla çözülmez. Çünkü ücret artırımları adeta otomatik olarak kira artışlarını da getirmekte böylece aşılması mümkün olmayan bir fâsit daire ortaya çıkmaktadır. Çözüm mü? Söyleyelim:  Şahıs ya da özel sektör ev sahipliğine mukabil devletin ev sahipliği uygulaması çözümün temel taşı olarak görünüyor.  Şöyle ki devlet TOKİ aracılığı ile yaptığı evleri bir planlama dahilinde kiralık ev olarak yapmaya başlamalı; istisnai durumlar hariç mesken meselesi çözülünceye kadar ev satışı yapılmamalıdır.  Kiralık evler projesinin fiilen devreye girebilmesi zaman alacağından depremzedelere yapıldığı gibi gereken yerlerde “konteyner kentler” kurulup ihtiyaç sahiplerinin hizmetine sunulabilir.  Bu uygulamanın hayata geçmesi ile ev kirası baskısı sona erecek, enflasyon düşüşü de buradan nasibini alacaktır.  Öncelikle çözülmesi gereken bir diğer mesele maaş ve ücretlerdeki dengesizliktir. Bu durum giderilmeden yapılacak zamlar ancak enflasyonun ücretlerde erittiği kısmı karşılayabilir; gelir yetersizliği ve dengesizlik belki de artarak devam eder. Hesaplamalarda   esas alınan memur maaşı – emekli maaşı oranı on yıl öncesine kadar %75 iken bu oran bugün %40’lara çekilmiş durumdadır. SGK emeklilerinin   kök maaşları düşük olduğu için yapılan her zam az bulunup maaş miktarları yeniden düzenlenmektedir. Yapılacak tek şey kök maaşları makul düzeye yükseltmektir. Bilindiği gibi başka bir açmazımız da asgari ücretin yetersiz kalması; bu yetmiyormuş gibi asgari ücret üzerinden maaş alanların oranının gittikçe yükselmesidir. Nerede ise %50’lere varan bu oran sosyal barış için iyi işaretler vermemektedir. Temel yaklaşım asgari ücretli oranlarının iyice küçültülmesi, ideal olarak da %5’in altına düşürülmesidir. Bunun içinde ilke olarak asgari ücret söz konusu olunca kıdemi iki üç yıl gibi bir sürenin altında olan çalışanlar akla gelmelidir. Ülkemizde başka bir ekonomik yokuş da tarım ve hayvancılıktaki düşük üretim ve doğan açığın ithalat ile karşılanmasıdır. Burada yapılması gereken şey ek maliyetleri göze alınarak ithalatı asgari sınırlara çekip yerli üreticinin desteklenmesi ve üretimin yükseltilmesidir. Ne var ki bu hamle de tek başına çözüm için yeterli değildir. Çünkü üretilen ürünlerin pazarlanması aşamasında ortaya çıkan suni ve çıkarcı ara işlemler yine devrede olacaktır. Bunun için yapılacak ikinci hamle üretici ile devlet erkini buluşturmak; dağıtım ağındaki “yabancı unsurlar”ı devre dışı bırakmaktır.    Bu noktada çözüm getirecek temel tedbir üretim alanından elini çekmiş olan devletin gerektiği yerde dağıtım alanına girerek müşteri zincirini ortadan kaldırarak ilk müşteri olmasıdır. Üretimi düşen mesela hayvancılık alanında kapatılan et kombinalarını tekrar açarak canlı alım yapmak sureti ile üreticinin, malını, değeri üzerinden pazarlayamama endişesini ortadan kaldırır. Böylece üretim artışı kendiliğinden gelir. Tabi ki bu uygulama üretimine ihtiyaç duyulan her ürün için söz konusu olabilir. Burada fire unsurunun fiyatlara büyük etki yaptığı sebze ve meyve sektörünü de zikretmemek olmaz. Kısa zaman aralığı içinde elden çıkarılması gereken bu tür ürünler fiili ve fiziki zorluklar yahut tüccarın alım yapmakta bilinçli olarak ağır davranması gibi sebepler ile üretici hak ettiği fiyatı gözetemeden piyasaya sürmek zorunda   kalmaktadır. Çözüm için burada da devlet devreye girmeli ve ihtiyaca cevap verecek niteliklerde soğuk hava depoları kurup üreticinin kullanımına sunmalıdır. Bu depoların devreye girmesi ile pazarlama sürecinde zaman baskısından kurtulan üretici hem hak ettiği geliri sağlayacak hem de dağıtım ağındaki kargaşa bir düzene kavuşacaktır. Bu noktada gerektiğinde devreye sokulabilecek en ekonomik ve pratik araç olarak birer soğuk hava deposundan oluşan vagonların kullanıldığı demiryolu taşımacılığının dağıtım işine sokulmasıdır.  Elbette ülkemizin iç sosyo ekonomik meseleleri bunlardan ibaret değil. Fakat barınmanın sorun olmaktan çıktığı, maaş ve ücretlerde dengesizliğin giderildiği, beslenme sektörünün dışa bağımlılık oranının makul düzeye çekildiği bir ülkede diğer meseleler kolayca çözülebilecektir.
Ekleme Tarihi: 19 Temmuz 2026 -Pazar

ÖNCELİKLİ İÇ SOSYO EKONOMİK MESELELERİMİZ

Ülkemizin baş etmesi gereken öncelikli birtakım meseleleri vardır.  Bunların başta gelenlerinden biri mesken meselesidir. Kastettiğimiz şey her ailenin ev sahibi olamaması değil; mesken ihtiyacını karşılayacak imkana sahip olmamasıdır. Asıl önemli olan ev sahibi olmak değil, kiralık da olsa yaşayacak bir yuva sahibi olmaktır. Kiralık ev meselesi ödenecek kiranın, gelirin yaklaşık beşte birini geçmesi ile ortaya çıktığı yaşanarak görülmektedir. Ülkemizde bu sınırın büyük oranlarda aşıldığı da bir gerçektir.  Sade vatandaş düzeyinde ortaya çıkan bu ekonomik baskının çözümlenmesi bekleniyor.

Hemen ifade edelim ki mesele çalışanların maaşlarını belli kriterler gözetilerek ince hesaplar yaparak bir miktar artırmakla çözülmez. Çünkü ücret artırımları adeta otomatik olarak kira artışlarını da getirmekte böylece aşılması mümkün olmayan bir fâsit daire ortaya çıkmaktadır. Çözüm mü? Söyleyelim: 

Şahıs ya da özel sektör ev sahipliğine mukabil devletin ev sahipliği uygulaması çözümün temel taşı olarak görünüyor.  Şöyle ki devlet TOKİ aracılığı ile yaptığı evleri bir planlama dahilinde kiralık ev olarak yapmaya başlamalı; istisnai durumlar hariç mesken meselesi çözülünceye kadar ev satışı yapılmamalıdır.  Kiralık evler projesinin fiilen devreye girebilmesi zaman alacağından depremzedelere yapıldığı gibi gereken yerlerde “konteyner kentler” kurulup ihtiyaç sahiplerinin hizmetine sunulabilir.  Bu uygulamanın hayata geçmesi ile ev kirası baskısı sona erecek, enflasyon düşüşü de buradan nasibini alacaktır. 

Öncelikle çözülmesi gereken bir diğer mesele maaş ve ücretlerdeki dengesizliktir. Bu durum giderilmeden yapılacak zamlar ancak enflasyonun ücretlerde erittiği kısmı karşılayabilir; gelir yetersizliği ve dengesizlik belki de artarak devam eder. Hesaplamalarda   esas alınan memur maaşı – emekli maaşı oranı on yıl öncesine kadar %75 iken bu oran bugün %40’lara çekilmiş durumdadır. SGK emeklilerinin   kök maaşları düşük olduğu için yapılan her zam az bulunup maaş miktarları yeniden düzenlenmektedir. Yapılacak tek şey kök maaşları makul düzeye yükseltmektir.

Bilindiği gibi başka bir açmazımız da asgari ücretin yetersiz kalması; bu yetmiyormuş gibi asgari ücret üzerinden maaş alanların oranının gittikçe yükselmesidir. Nerede ise %50’lere varan bu oran sosyal barış için iyi işaretler vermemektedir. Temel yaklaşım asgari ücretli oranlarının iyice küçültülmesi, ideal olarak da %5’in altına düşürülmesidir. Bunun içinde ilke olarak asgari ücret söz konusu olunca kıdemi iki üç yıl gibi bir sürenin altında olan çalışanlar akla gelmelidir.

Ülkemizde başka bir ekonomik yokuş da tarım ve hayvancılıktaki düşük üretim ve doğan açığın ithalat ile karşılanmasıdır. Burada yapılması gereken şey ek maliyetleri göze alınarak ithalatı asgari sınırlara çekip yerli üreticinin desteklenmesi ve üretimin yükseltilmesidir. Ne var ki bu hamle de tek başına çözüm için yeterli değildir. Çünkü üretilen ürünlerin pazarlanması aşamasında ortaya çıkan suni ve çıkarcı ara işlemler yine devrede olacaktır. Bunun için yapılacak ikinci hamle üretici ile devlet erkini buluşturmak; dağıtım ağındaki “yabancı unsurlar”ı devre dışı bırakmaktır.  

 Bu noktada çözüm getirecek temel tedbir üretim alanından elini çekmiş olan devletin gerektiği yerde dağıtım alanına girerek müşteri zincirini ortadan kaldırarak ilk müşteri olmasıdır. Üretimi düşen mesela hayvancılık alanında kapatılan et kombinalarını tekrar açarak canlı alım yapmak sureti ile üreticinin, malını, değeri üzerinden pazarlayamama endişesini ortadan kaldırır. Böylece üretim artışı kendiliğinden gelir. Tabi ki bu uygulama üretimine ihtiyaç duyulan her ürün için söz konusu olabilir.

Burada fire unsurunun fiyatlara büyük etki yaptığı sebze ve meyve sektörünü de zikretmemek olmaz. Kısa zaman aralığı içinde elden çıkarılması gereken bu tür ürünler fiili ve fiziki zorluklar yahut tüccarın alım yapmakta bilinçli olarak ağır davranması gibi sebepler ile üretici hak ettiği fiyatı gözetemeden piyasaya sürmek zorunda   kalmaktadır. Çözüm için burada da devlet devreye girmeli ve ihtiyaca cevap verecek niteliklerde soğuk hava depoları kurup üreticinin kullanımına sunmalıdır. Bu depoların devreye girmesi ile pazarlama sürecinde zaman baskısından kurtulan üretici hem hak ettiği geliri sağlayacak hem de dağıtım ağındaki kargaşa bir düzene kavuşacaktır. Bu noktada gerektiğinde devreye sokulabilecek en ekonomik ve pratik araç olarak birer soğuk hava deposundan oluşan vagonların kullanıldığı demiryolu taşımacılığının dağıtım işine sokulmasıdır. 

Elbette ülkemizin iç sosyo ekonomik meseleleri bunlardan ibaret değil. Fakat barınmanın sorun olmaktan çıktığı, maaş ve ücretlerde dengesizliğin giderildiği, beslenme sektörünün dışa bağımlılık oranının makul düzeye çekildiği bir ülkede diğer meseleler kolayca çözülebilecektir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve kocaelihaberi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.