Türkiye’de emlak denince bugün konuşmamız gereken ilk konu tartışmasız kentsel dönüşüm. Deprem gerçeği, artan yapı yaşı ve plansız kentleşme; kentsel dönüşümü artık bir tercih değil, zorunluluk haline getirmiş durumda.
Özellikle büyük şehirlerde 30–40 yaşını aşmış yapı stokunun fazlalığı, hem can güvenliği hem de şehirlerin geleceği açısından ciddi riskler barındırıyor. Buna rağmen kentsel dönüşüm süreçlerinin yavaş ilerlemesi, finansman sorunları ve uzayan uzlaşma süreçleri dönüşümün önündeki en büyük engeller olarak karşımıza çıkıyor.
2026 yılı itibarıyla sektör temsilcileri ve kamu otoriteleri, kentsel dönüşüm projelerinin hız kazanmasının emlak piyasasını da hareketlendireceği görüşünde. Çünkü dönüşüm; yalnızca eski binaların yenilenmesi değil, aynı zamanda değer artışı, yeni yaşam alanları ve ekonomik canlılık anlamına geliyor. Ancak burada kritik bir nokta var: Kentsel dönüşüm sadece “bina yenileme” olarak görülmemeli. Sosyal donatılar, otopark, yeşil alanlar ve altyapı ile birlikte yaşanabilir mahalleler oluşturulması gerekiyor. Aksi halde beton yenilenmiş olsa bile şehirler nefes alamıyor.
Önümüzdeki dönemde emlak sektöründe en çok kazananların; kentsel dönüşüm projelerini doğru analiz eden, lokasyon bazlı değer artışını iyi okuyan ve süreci şeffaf yöneten yatırımcılar olacağı açık. Vatandaş tarafında ise bilinçli hareket etmek, hak ve yükümlülükleri iyi bilmek her zamankinden daha önemli.
Özetle; Türkiye’de emlak piyasasının geleceği, büyük ölçüde kentsel dönüşümün nasıl ve ne hızda hayata geçirileceğine bağlı. Bu konu ertelendikçe risk büyüyor, hızlandıkça ise hem şehirler hem de sektör kazanıyor.
