Prof. Dr. Melih Bulut
Köşe Yazarı
Prof. Dr. Melih Bulut
 

Ateş, tekerlek, yapay zekâ…

– Bana göre yapay zekâ, ateşin kontrolü ve tekerleğin keşfi kadar önemli bir sıçrama noktası oluşturuyor. İnsanın ateşi kontrol edip tekerleğin keşfi ile beraber teknoloji geliştirmeye başlaması, ona bugünkü yaşamın kapılarını açtı. Yapay zekâ da, bilimdeki diğer gelişmelerle birlikte farklı bir çağa girmemizi sağlayan; doğayı hatta evreni dönüştürme potansiyeline sahip yeni bir teknoloji. Yapay zekâ, sağlık başta olmak üzere hayatın tüm alanlarını etkiliyor. -Her yeni teknoloji insanı ve toplumu dönüştürür. Yapay zekâ hiç şüphe yok ki insanı dönüştürecektir. Zira şimdiye kadar geliştirdiğimiz teknolojilerden temel farkı başka teknolojileri tetikleyebilmesi ve hatta teknoloji üretebilmesidir. Üstelik çok hızlı, adeta kontrol edilemez biçimde gelişiyor. Artık aylar içinde genel yapay zekâyı kullanmaya başlayabiliriz. Bir zamanlar bilimkurgu eserlerinin konusu olan biyosingularite biyolojik yapay zekâdaki sıçramalar sayesinde birkaç adım önümüzde olabilir. – Yapay zekâ insanın hayal gücünün bir ürünüdür, dolayısıyla sağlıkta yapay zekâ da hayal gücünüzle sınırlıdır ve onu sağlığın her alanında kullanabilirsiniz. Örneğin organlarımızdan biyosensörlerle elde ettiğimiz büyük veriyi yapay zekâya işleterek her yaş, hatta her birey için sağlıklılık halini daha bilimsel biçimde tanımlayabilir, bu verileri dijital ikizimize yükleyebilir ve böylelikle hastalık hallerini daha kolay saptayabilir miyiz? Yapay zekâ dijital sağlık teknolojileri içerisinde değerlendirilmelidir. -Toplumumuzun üçte biri obez, en az 10 milyon diyabet hastamız var. Hipertansiyon ve kalp damar hastalıkları, kanser, KOAH, demans derken sağlık sistemimiz, pek çok ülke gibi, muazzam bir hasta yükü ile karşı karşıya. Bu yükü 20. yüzyılda geliştirdiğimiz yöntemlerle aşmamız mümkün değil. Dijital teknolojiler ve yapay zekâ koruma ve geliştirmeden başlayarak sağlıkta tanı ve tedaviyi çok farklı boyutlara taşıyabilir, karmaşık sorunların üstesinden gelmede bize yardımcı olabilir. -Sağlıkta yapay zekâ, yerli ve milli olmalı. Çünkü toplumların biyolojik fonksiyonları ve sağlık verileri çok farklı olabiliyor. Bir Japon, bir Amerikalı ve bir Türk’ün karaciğer metabolizmaları değişik olduğu için antibiyotik dozlarının da farklı olması gerekiyor. Yani ultrasonografi cihazını ithal ettiğiniz gibi sağlıkta yapay zekâ ithal etmek kolay değil. Sağlık Bakanlığı ve devletin ilgili diğer yapıları, veri paylaşma, veri güvenliği, inovasyona bakış, startuplarla ilişkiler gibi can alıcı konularda doğru bir politika izlemeli. İnsanlık tarihindeki dönüm noktaları çeşitli şekillerde tanımlanabiliyor. Bana göre yapay zekâ, ateşin kontrolü ve tekerleğin keşfi kadar önemli bir sıçrama noktası oluşturuyor. İnsanın ateşi kontrol edip tekerleğin keşfi ile beraber teknoloji geliştirmeye başlaması ona bugünkü yaşamın kapılarını açtı. Yapay zekâ da, bilimdeki diğer gelişmelerle birlikte farklı bir çağa girmemizi sağlayan; doğayı hatta evreni dönüştürme potansiyeline sahip yeni bir teknoloji. Bu nedenle sağlık başta hayatın tüm alanlarını etkilememesi mümkün değil. Nitekim tüm dünya şu anda regülasyondan iş modellerine yapay zekâya ve yapay zekâ yarışına kilitlenmiş durumda. Ben bu yazıda, biraz da mesleğim gereği yapay zekânın sağlıktaki kullanım alanlarından söz edeceğim; umarım farklı sektörlerdeki okuyucular için de ufuk açıcı olur. YAPAY ZEKÂ HİÇ ŞÜPHE YOK Kİ İNSANI DÖNÜŞTÜRECEK Öncelikle belirtmeliyim ki “Artificial Intelligence” ı Türkçemize “Yapay Zekâ” yerine “Yapma Zekâ” olarak çevirmemiz gerekirdi. “Art” sanat demektir ve insanın yarattığı belki de en güzel eserdir yapay zekâ. Çünkü zekâ, problem çözme becerisidir ve bilgi işleyen sistemler önünde sonunda zekâ üretir. Yapay zekâyı insandan farklı düşünmek, ele almak büyük bir yanılgıdır ve bu deyiş sağlıkta yapay zekâ kullanımının kanımca ülkemizde yaygınlaşmasındaki önemli engellerden birisini oluşturuyor. Her yeni teknoloji insanı ve toplumu dönüştürür. Yapay zekâ hiç şüphe yok ki insanı dönüştürecektir. Zira şimdiye kadar geliştirdiğimiz teknolojilerden temel farkı başka teknolojileri tetikleyebilmesi ve hatta teknoloji üretebilmesidir. Üstelik çok hızlı, adeta kontrol edilemez biçimde gelişiyor. Örneğin yapay zekânın popülerleşmeye başladığı ilk yıllarda bugün kullandığımız dar yapay zekâdan her bilim dalında doktora düzeyinde bilgiye sahip genel yapay zekâya geçişin on yıllar süreceği sanılıyordu. Şimdi ise yapay zekâ alanındaki gelişmeler eksponansiyel büyümenin de sınırlarını aştı. Artık aylar içinde genel yapay zekâyı kullanmaya başlayabiliriz. Bir zamanlar bilimkurgu eserlerinin konusu olan biyosingularite biyolojik yapay zekâdaki sıçramalar sayesinde birkaç adım önümüzde olabilir. YAPAY ZEKÂ DİJİTAL SAĞLIK TEKNOLOJİLERİ İÇERİSİNDE DEĞERLENDİRİLMELİ Yapay zekâ insanın hayal gücünün bir ürünüdür, dolayısıyla sağlıkta yapay zekâ da hayal gücünüzle sınırlıdır ve onu sağlığın her alanında kullanabilirsiniz. Örneğin şimdiye kadar “Bedensel, ruhsal, sosyal iyilik hali” olarak tanımladığımız sağlığın tanımını daha matematiksel ve ölçülebilir parametrelerle yapabilir miyiz? Organlarımızdan biyosensörlerle elde ettiğimiz büyük veriyi yapay zekâya işleterek her yaş, hatta her birey için sağlıklılık halini daha bilimsel biçimde tanımlayabilir, bu verileri dijital ikizimize yükleyebilir ve böylelikle hastalık hallerini daha kolay saptayabilir miyiz? Dijital ikiz bir dijital sağlık teknolojisidir. Yani iletişim, internet, bilişim ve bilgi teknolojilerinin sağlık alanında birlikte kullanılmasıdır. Yapay zekâ dijital sağlık teknolojileri içerisinde değerlendirilmelidir ve esasen bu teknolojileri birbirinden kalın çizgilerle ayıran sınırlar yoktur. Örneğin her çeşit robotik uygulama veya giyilebilir teknoloji yapay zekâ kullanır. Bu teknolojilerin ve bilhassa yapay zekânın bize sağladığı en büyük yarar devasa büyüklükteki sağlık verilerini işleyebilmektir. Bu sayede “El Yordamıyla Tıp” aşamasından “Veriye Dayalı Tıp” aşamasına süratle geçiyoruz. ARTIK YAPAY ZEKÂYI AKILLICA KULLANARAK “ÖNGÖRÜ İLE SAĞLIĞI GELİŞTİRME” AŞAMASINA GEÇMELİYİZ “Önce zarar verme” prensibi asırlarca şiarımız oldu, bizi bugünlere taşıdı. Ancak sağlıkta paradigma değişimi zamanı geldi. Şimdi elimizde büyük veriyi işleyebilen, yorulmaz, 7/24 zamandan ve mekandan bağımsız çalışabilen, çok hızlı, doğruluk ve kesinlik payı her geçen gün artan, büyük çoğunlukla güvenilir, yan tutmayan araçlar var. Artık muhafazakarlığı bir tarafa bırakıp dijital sağlık teknolojileri ve yapay zekâyı akıllıca kullanarak “Öngörü ile sağlığı geliştirme” aşamasına geçmeliyiz. Tüm insanların sağlıkla ilgili kurum ve kişilerden beklentisi de budur. Hastalıklar binlerce yıl boyunca insanları kırdı geçirdi. Doğal olarak hastalıkları anlamak, teşhis ve tedavi etmeye çalışmak bu işlerle meşgul kişilerin başlıca işi oldu. Bugünkü hastanelerin öncüsü Asklepion’lar tıbbın adeta mabediydi ve sonuçta tüm dünyada hizmeti sunan veya finanse eden değişse de sağlık sistemleri hastalık, hastane ve tedavi odaklı hale geldi. Dolayısıyla sağlığın koruma ve geliştirilmesi ihmal edildi, bütünsel sağlık anlayışından uzaklaşıldı. İşte yapay zekânın büyük veriyi işleyebilme, karmaşık sorunları kolayca çözebilme, araştırmacıyı Hezarfen (Binbilimci) yapabilme gibi özelliklerinin en büyük yararlarından birisi de sağlığa bütünsel yaklaşımı çok kolaylaştıracak olmasıdır. Doğası gereği sağlıkta yapay zekâyı üretebilmek için multidisipliner çalışma ve yoğun işbirliği gerekir. Bu da sağlığa bütünsel yaklaşıma zemin hazırlayacaktır. YAPAY ZEKÂ BÜTÜN BU TALEPLERE MÜKEMMEL YANIT VEREBİLİYOR Hemen her ülkede insanların sağlıkla ilgili dört temel beklentisi var. Bunları İngilizce 4P, Türkçe 4K ile ifade edebiliriz: Prediction (Kestirimci), Prevention (Korumacı), Precision (Kişiselleşmiş) ve Participation (Katılımcı). Yani insanlar artık hastalanmak, hastaneye gitmek istemiyorlar; tersine sağlıklarını korumak ve geliştirmek istiyorlar, sorunlarını öngörmek ve buna göre tedbir almayı hedefliyorlar. Hasta olunca da hassas ve kişiselleşmiş tıp uygulamaları ile sağlıklarına kavuşmak ve tedavileriyle ilgili kararlara katılmak isteğindeler. Yapay zekâ bütün bu taleplere mükemmel yanıt verebiliyor. OBEZİTE SORUNUNU 20. YÜZYILDA GELİŞTİRDİĞİMİZ YÖNTEMLERLE AŞMAMIZ MÜMKÜN DEĞİL Obezite sık bir sorun, toplumumuzun üçte biri obez, en az 10 milyon diyabet hastamız var. Hipertansiyon ve kalp damar hastalıkları, kanser, KOAH, demans derken sağlık sistemimiz, pek çok ülke gibi, muazzam bir hasta yükü ile karşı karşıya. Bu yükü 20. yüzyılda geliştirdiğimiz yöntemlerle aşmamız mümkün değil. Dijital teknolojiler ve yapay zekâ koruma ve geliştirmeden başlayarak sağlıkta tanı ve tedaviyi çok farklı boyutlara taşıyabilir, karmaşık sorunların üstesinden gelmede bize yardımcı olabilir. Dijital terapötikler (Tıbbi cihaz olarak yazılım) çok hızla gelişen ve milyonları ilgilendiren karmaşık, zor sorunlarda hastaya yarar sağlayabilecek yepyeni uygulamalar. Hemen her ülkede her yönden krizde olan sağlık sistemlerini dijital sağlık ve yapay zekâ, inovasyon, bütünsel sağlık temelleri üzerine oturtmadıkça insanların hastalanmasını engelleyemez, hastalananları uygun biçimde tedavi edemeyiz. Bunun için ilk adımlardan birisi tıp, diş hekimliği, hemşirelik, diyetisyenlik ve tüm sağlık mesleklerinin eğitiminde yapay zekâyı çok önemli bir yere koymakla başlar. Ağ toplumu olmamızın yanı sıra sağlık mesleğini seçen gençlerin lisede çoğunlukla sayısalcı olması bizim büyük avantajımız. Artık her bir sağlıkçımızı yapay zekâ ve dijital teknolojiler konusunda ustalaşmış halde mezun etmeliyiz. Bununla beraber yeni nesil sağlıkçıları sosyal bilimler alanında da yetkinleştirmeliyiz; yoksa bu eksikliği gelecekte çok daha fazla hissedeceğiz. SAĞLIKTA YAPAY ZEKÂ, YERLİ VE MİLLİ OLMALI Sağlıkta yapay zekâ, yerli ve milli olmalı. Çünkü toplumların biyolojik fonksiyonları, dolayısıyla sağlık verileri çok farklı olabiliyor. Bir Japon, bir Amerikalı ve bir Türk’ün karaciğer metabolizmaları değişik olduğu için antibiyotik dozlarının da farklı olması gerekiyor. Yani ultrasonografi cihazını ithal ettiğiniz gibi sağlıkta yapay zekâ ithal etmek kolay değil. İşte burada hizmetin büyük bölümünü sunan ve aynı zamanda düzenleyici kamu otoritesi olan Sağlık Bakanlığının ve devletin ilgili diğer yapılarının veri paylaşma, veri güvenliği, inovasyona bakış, startuplarla ilişkiler gibi can alıcı konulardaki yaklaşımları, politikaları çok önem kazanıyor. Şimdiye kadar bu alanda isabetli adımlar atıldığını ve takdire şayan işler yapıldığını söylemek pek mümkün değil ancak ilgililerin hassasiyetinin hızla artmasını umut ediyoruz. DÜNYADA SAĞLIK İÇİN AYRILAN BÜTÇE YILDA 12 TRİLYON DOLARA ULAŞTI Sağlık sistemlerindeki krizin en temel göstergesi verimsizlik ve israftır. Bugün çeşitli ülkelerde yapılan araştırmalar sağlığa ayrılan paranın %20-30’unun israf edildiğini göstermektedir. Sağlığın dünya genelinde ayrılan bütçe bakımından lider sektör haline gelerek yılda 12 trilyon dolardan fazla bir harcama yapıldığı düşünüldüğünde bu çok ciddi bir rakamdır. Yönetimde yapay zekâ uygulamaları başta olmak üzere veriye dayalı karar mekanizmalarını her düzeyde kurarak bu israfı azaltmaya odaklanmalıyız. Sağlıktaki eşitsizlikler sağlık sisteminin kurdu gibidir, içten içe onu kemirir. Her yeni teknoloji veya uygulama, eşitsizlikleri azaltmalıdır. Bu yönüyle yapay zekâ uygulamalarının sağlığa erişimde eşitsizliklere bir miktar çare olabileceğini öngörmek mümkün. Eşitsizliğin ve erişim sorununun bir nedeni de sağlıktaki enflasyonun her ülkede bir dert haline gelmesi ve hizmetin pahalılığıdır. Yapay zekâ ve dijital sağlık uygulamaları ne kadar etkin olurlarsa olsunlar, yaygınlaşmaları için erişimde kolaylık ve ucuzluk yaratmalıdır. YAPAY ZEKÂ DEVASA ETİK VE HUKUKİ SORUNLAR ORTAYA ÇIKARIYOR Ancak, yapay zekâ devasa etik ve hukuki sorunlar ortaya çıkarıyor. Çok hızlı gelişmesi yasal altyapı oluşturmada en büyük engel. Diğer taraftan Avrupa Birliği gibi yeni teknolojilere iştahla bürokratik düzenlemeler getiren yapılar bir anda yarışta geride kalabiliyor. Bütün bu sorunların kolay bir çözümü de yok. Sadece konuyla ilgili uzmanların değil; tüm sağlıkçıların, halkın tartışmalara katılması çok önemli. Nükleer enerji örneğinden iyi bildiğimiz üzere, bir teknoloji ne kadar gelişmişse o kadar tehlikelidir. Nükleerin gücünden bir tanı tedavi ajanı olarak da yararlanabilirsiniz, bomba olarak da. İnsanlığın kötü ve vahşi tarafını törpüleyecek, ortadan kaldıracak bir teknolojiyi ne yazık ki henüz icat edemedik; tek tek bireyler, bizler bu konuda çok dikkatli ve uyanık olmalıyız. YAPAY ZEKÂYLA İLGİLİ BU BÜYÜK SORUNA DA ÇARELER ÜRETMELİYİZ Yapay zekâ şu anki haliyle doğa dostu da değil; muazzam enerji tüketiyor. Makinaların ortaya çıkardığı enerjiyle kentlerin ısıtılması gündemde, düşünün artık. Enerji ihtiyacı nedeniyle bazı ülkelerde atıl duran nükleer santraller yeniden devreye sokuluyor. İklim krizinin kuraklık, seller gibi aşırı doğa olaylarıyla kendini iyiden iyiye hissettirdiği böylesi bir dönemde çevre dostu olmayan teknolojilerle sürdürülebilirliği sağlayamayız; yapay zekâyla ilgili bu büyük soruna da çareler üretmeliyiz. Ekonomik kriz, göç ve mülteci krizi, iklim krizi, sağlık krizi ve bunların derinleştirdiği yönetim krizi çeşitli biçimlerde tüm devletleri, toplumları derinden sarsıyor. İnsanlığın bu kriz sarmalının içinden çıkabilmesi ancak bir “Bilim Devrimi” yapabilmesiyle mümkün. Bu devrimin ana ögeleri, bütünsel bakış açısı, inovasyon, dijital teknolojiler ve yapay zekâdır. Sağlıkta ve hayatın her alanında yapay zekâ ve dijital teknolojileri olabildiğince kendi ülkemizde üretmek, en yaygın şekilde kullanmak ve yarışta geri kalmamak artık fantezi değil, kaçınılmaz bir gerekliliktir. Not: Kapak görseli, yapay zekâ asistanı Gemini tarafından oluşturulmuştur. Prof. Dr. Melih BULUT [email protected]
Ekleme Tarihi: 08 Haziran 2026 -Pazartesi

Ateş, tekerlek, yapay zekâ…

– Bana göre yapay zekâ, ateşin kontrolü ve tekerleğin keşfi kadar önemli bir sıçrama noktası oluşturuyor. İnsanın ateşi kontrol edip tekerleğin keşfi ile beraber teknoloji geliştirmeye başlaması, ona bugünkü yaşamın kapılarını açtı. Yapay zekâ da, bilimdeki diğer gelişmelerle birlikte farklı bir çağa girmemizi sağlayan; doğayı hatta evreni dönüştürme potansiyeline sahip yeni bir teknoloji. Yapay zekâ, sağlık başta olmak üzere hayatın tüm alanlarını etkiliyor.

-Her yeni teknoloji insanı ve toplumu dönüştürür. Yapay zekâ hiç şüphe yok ki insanı dönüştürecektir. Zira şimdiye kadar geliştirdiğimiz teknolojilerden temel farkı başka teknolojileri tetikleyebilmesi ve hatta teknoloji üretebilmesidir. Üstelik çok hızlı, adeta kontrol edilemez biçimde gelişiyor. Artık aylar içinde genel yapay zekâyı kullanmaya başlayabiliriz. Bir zamanlar bilimkurgu eserlerinin konusu olan biyosingularite biyolojik yapay zekâdaki sıçramalar sayesinde birkaç adım önümüzde olabilir.

– Yapay zekâ insanın hayal gücünün bir ürünüdür, dolayısıyla sağlıkta yapay zekâ da hayal gücünüzle sınırlıdır ve onu sağlığın her alanında kullanabilirsiniz. Örneğin organlarımızdan biyosensörlerle elde ettiğimiz büyük veriyi yapay zekâya işleterek her yaş, hatta her birey için sağlıklılık halini daha bilimsel biçimde tanımlayabilir, bu verileri dijital ikizimize yükleyebilir ve böylelikle hastalık hallerini daha kolay saptayabilir miyiz? Yapay zekâ dijital sağlık teknolojileri içerisinde değerlendirilmelidir.

-Toplumumuzun üçte biri obez, en az 10 milyon diyabet hastamız var. Hipertansiyon ve kalp damar hastalıkları, kanser, KOAH, demans derken sağlık sistemimiz, pek çok ülke gibi, muazzam bir hasta yükü ile karşı karşıya. Bu yükü 20. yüzyılda geliştirdiğimiz yöntemlerle aşmamız mümkün değil. Dijital teknolojiler ve yapay zekâ koruma ve geliştirmeden başlayarak sağlıkta tanı ve tedaviyi çok farklı boyutlara taşıyabilir, karmaşık sorunların üstesinden gelmede bize yardımcı olabilir.

-Sağlıkta yapay zekâ, yerli ve milli olmalı. Çünkü toplumların biyolojik fonksiyonları ve sağlık verileri çok farklı olabiliyor. Bir Japon, bir Amerikalı ve bir Türk’ün karaciğer metabolizmaları değişik olduğu için antibiyotik dozlarının da farklı olması gerekiyor. Yani ultrasonografi cihazını ithal ettiğiniz gibi sağlıkta yapay zekâ ithal etmek kolay değil. Sağlık Bakanlığı ve devletin ilgili diğer yapıları, veri paylaşma, veri güvenliği, inovasyona bakış, startuplarla ilişkiler gibi can alıcı konularda doğru bir politika izlemeli.

İnsanlık tarihindeki dönüm noktaları çeşitli şekillerde tanımlanabiliyor. Bana göre yapay zekâ, ateşin kontrolü ve tekerleğin keşfi kadar önemli bir sıçrama noktası oluşturuyor. İnsanın ateşi kontrol edip tekerleğin keşfi ile beraber teknoloji geliştirmeye başlaması ona bugünkü yaşamın kapılarını açtı. Yapay zekâ da, bilimdeki diğer gelişmelerle birlikte farklı bir çağa girmemizi sağlayan; doğayı hatta evreni dönüştürme potansiyeline sahip yeni bir teknoloji. Bu nedenle sağlık başta hayatın tüm alanlarını etkilememesi mümkün değil. Nitekim tüm dünya şu anda regülasyondan iş modellerine yapay zekâya ve yapay zekâ yarışına kilitlenmiş durumda. Ben bu yazıda, biraz da mesleğim gereği yapay zekânın sağlıktaki kullanım alanlarından söz edeceğim; umarım farklı sektörlerdeki okuyucular için de ufuk açıcı olur.

YAPAY ZEKÂ HİÇ ŞÜPHE YOK Kİ İNSANI DÖNÜŞTÜRECEK
Öncelikle belirtmeliyim ki “Artificial Intelligence” ı Türkçemize “Yapay Zekâ” yerine “Yapma Zekâ” olarak çevirmemiz gerekirdi. “Art” sanat demektir ve insanın yarattığı belki de en güzel eserdir yapay zekâ. Çünkü zekâ, problem çözme becerisidir ve bilgi işleyen sistemler önünde sonunda zekâ üretir. Yapay zekâyı insandan farklı düşünmek, ele almak büyük bir yanılgıdır ve bu deyiş sağlıkta yapay zekâ kullanımının kanımca ülkemizde yaygınlaşmasındaki önemli engellerden birisini oluşturuyor.

Her yeni teknoloji insanı ve toplumu dönüştürür. Yapay zekâ hiç şüphe yok ki insanı dönüştürecektir. Zira şimdiye kadar geliştirdiğimiz teknolojilerden temel farkı başka teknolojileri tetikleyebilmesi ve hatta teknoloji üretebilmesidir. Üstelik çok hızlı, adeta kontrol edilemez biçimde gelişiyor. Örneğin yapay zekânın popülerleşmeye başladığı ilk yıllarda bugün kullandığımız dar yapay zekâdan her bilim dalında doktora düzeyinde bilgiye sahip genel yapay zekâya geçişin on yıllar süreceği sanılıyordu. Şimdi ise yapay zekâ alanındaki gelişmeler eksponansiyel büyümenin de sınırlarını aştı. Artık aylar içinde genel yapay zekâyı kullanmaya başlayabiliriz. Bir zamanlar bilimkurgu eserlerinin konusu olan biyosingularite biyolojik yapay zekâdaki sıçramalar sayesinde birkaç adım önümüzde olabilir.

YAPAY ZEKÂ DİJİTAL SAĞLIK TEKNOLOJİLERİ İÇERİSİNDE DEĞERLENDİRİLMELİ
Yapay zekâ insanın hayal gücünün bir ürünüdür, dolayısıyla sağlıkta yapay zekâ da hayal gücünüzle sınırlıdır ve onu sağlığın her alanında kullanabilirsiniz. Örneğin şimdiye kadar “Bedensel, ruhsal, sosyal iyilik hali” olarak tanımladığımız sağlığın tanımını daha matematiksel ve ölçülebilir parametrelerle yapabilir miyiz? Organlarımızdan biyosensörlerle elde ettiğimiz büyük veriyi yapay zekâya işleterek her yaş, hatta her birey için sağlıklılık halini daha bilimsel biçimde tanımlayabilir, bu verileri dijital ikizimize yükleyebilir ve böylelikle hastalık hallerini daha kolay saptayabilir miyiz?

Dijital ikiz bir dijital sağlık teknolojisidir. Yani iletişim, internet, bilişim ve bilgi teknolojilerinin sağlık alanında birlikte kullanılmasıdır. Yapay zekâ dijital sağlık teknolojileri içerisinde değerlendirilmelidir ve esasen bu teknolojileri birbirinden kalın çizgilerle ayıran sınırlar yoktur. Örneğin her çeşit robotik uygulama veya giyilebilir teknoloji yapay zekâ kullanır. Bu teknolojilerin ve bilhassa yapay zekânın bize sağladığı en büyük yarar devasa büyüklükteki sağlık verilerini işleyebilmektir. Bu sayede “El Yordamıyla Tıp” aşamasından “Veriye Dayalı Tıp” aşamasına süratle geçiyoruz.

ARTIK YAPAY ZEKÂYI AKILLICA KULLANARAK “ÖNGÖRÜ İLE SAĞLIĞI GELİŞTİRME” AŞAMASINA GEÇMELİYİZ
“Önce zarar verme” prensibi asırlarca şiarımız oldu, bizi bugünlere taşıdı. Ancak sağlıkta paradigma değişimi zamanı geldi. Şimdi elimizde büyük veriyi işleyebilen, yorulmaz, 7/24 zamandan ve mekandan bağımsız çalışabilen, çok hızlı, doğruluk ve kesinlik payı her geçen gün artan, büyük çoğunlukla güvenilir, yan tutmayan araçlar var. Artık muhafazakarlığı bir tarafa bırakıp dijital sağlık teknolojileri ve yapay zekâyı akıllıca kullanarak “Öngörü ile sağlığı geliştirme” aşamasına geçmeliyiz. Tüm insanların sağlıkla ilgili kurum ve kişilerden beklentisi de budur.

Hastalıklar binlerce yıl boyunca insanları kırdı geçirdi. Doğal olarak hastalıkları anlamak, teşhis ve tedavi etmeye çalışmak bu işlerle meşgul kişilerin başlıca işi oldu. Bugünkü hastanelerin öncüsü Asklepion’lar tıbbın adeta mabediydi ve sonuçta tüm dünyada hizmeti sunan veya finanse eden değişse de sağlık sistemleri hastalık, hastane ve tedavi odaklı hale geldi. Dolayısıyla sağlığın koruma ve geliştirilmesi ihmal edildi, bütünsel sağlık anlayışından uzaklaşıldı. İşte yapay zekânın büyük veriyi işleyebilme, karmaşık sorunları kolayca çözebilme, araştırmacıyı Hezarfen (Binbilimci) yapabilme gibi özelliklerinin en büyük yararlarından birisi de sağlığa bütünsel yaklaşımı çok kolaylaştıracak olmasıdır. Doğası gereği sağlıkta yapay zekâyı üretebilmek için multidisipliner çalışma ve yoğun işbirliği gerekir. Bu da sağlığa bütünsel yaklaşıma zemin hazırlayacaktır.

YAPAY ZEKÂ BÜTÜN BU TALEPLERE MÜKEMMEL YANIT VEREBİLİYOR
Hemen her ülkede insanların sağlıkla ilgili dört temel beklentisi var. Bunları İngilizce 4P, Türkçe 4K ile ifade edebiliriz: Prediction (Kestirimci), Prevention (Korumacı), Precision (Kişiselleşmiş) ve Participation (Katılımcı). Yani insanlar artık hastalanmak, hastaneye gitmek istemiyorlar; tersine sağlıklarını korumak ve geliştirmek istiyorlar, sorunlarını öngörmek ve buna göre tedbir almayı hedefliyorlar. Hasta olunca da hassas ve kişiselleşmiş tıp uygulamaları ile sağlıklarına kavuşmak ve tedavileriyle ilgili kararlara katılmak isteğindeler. Yapay zekâ bütün bu taleplere mükemmel yanıt verebiliyor.

OBEZİTE SORUNUNU 20. YÜZYILDA GELİŞTİRDİĞİMİZ YÖNTEMLERLE AŞMAMIZ MÜMKÜN DEĞİL
Obezite sık bir sorun, toplumumuzun üçte biri obez, en az 10 milyon diyabet hastamız var. Hipertansiyon ve kalp damar hastalıkları, kanser, KOAH, demans derken sağlık sistemimiz, pek çok ülke gibi, muazzam bir hasta yükü ile karşı karşıya. Bu yükü 20. yüzyılda geliştirdiğimiz yöntemlerle aşmamız mümkün değil. Dijital teknolojiler ve yapay zekâ koruma ve geliştirmeden başlayarak sağlıkta tanı ve tedaviyi çok farklı boyutlara taşıyabilir, karmaşık sorunların üstesinden gelmede bize yardımcı olabilir. Dijital terapötikler (Tıbbi cihaz olarak yazılım) çok hızla gelişen ve milyonları ilgilendiren karmaşık, zor sorunlarda hastaya yarar sağlayabilecek yepyeni uygulamalar.

Hemen her ülkede her yönden krizde olan sağlık sistemlerini dijital sağlık ve yapay zekâ, inovasyon, bütünsel sağlık temelleri üzerine oturtmadıkça insanların hastalanmasını engelleyemez, hastalananları uygun biçimde tedavi edemeyiz. Bunun için ilk adımlardan birisi tıp, diş hekimliği, hemşirelik, diyetisyenlik ve tüm sağlık mesleklerinin eğitiminde yapay zekâyı çok önemli bir yere koymakla başlar. Ağ toplumu olmamızın yanı sıra sağlık mesleğini seçen gençlerin lisede çoğunlukla sayısalcı olması bizim büyük avantajımız. Artık her bir sağlıkçımızı yapay zekâ ve dijital teknolojiler konusunda ustalaşmış halde mezun etmeliyiz. Bununla beraber yeni nesil sağlıkçıları sosyal bilimler alanında da yetkinleştirmeliyiz; yoksa bu eksikliği gelecekte çok daha fazla hissedeceğiz.

SAĞLIKTA YAPAY ZEKÂ, YERLİ VE MİLLİ OLMALI
Sağlıkta yapay zekâ, yerli ve milli olmalı. Çünkü toplumların biyolojik fonksiyonları, dolayısıyla sağlık verileri çok farklı olabiliyor. Bir Japon, bir Amerikalı ve bir Türk’ün karaciğer metabolizmaları değişik olduğu için antibiyotik dozlarının da farklı olması gerekiyor. Yani ultrasonografi cihazını ithal ettiğiniz gibi sağlıkta yapay zekâ ithal etmek kolay değil. İşte burada hizmetin büyük bölümünü sunan ve aynı zamanda düzenleyici kamu otoritesi olan Sağlık Bakanlığının ve devletin ilgili diğer yapılarının veri paylaşma, veri güvenliği, inovasyona bakış, startuplarla ilişkiler gibi can alıcı konulardaki yaklaşımları, politikaları çok önem kazanıyor. Şimdiye kadar bu alanda isabetli adımlar atıldığını ve takdire şayan işler yapıldığını söylemek pek mümkün değil ancak ilgililerin hassasiyetinin hızla artmasını umut ediyoruz.

DÜNYADA SAĞLIK İÇİN AYRILAN BÜTÇE YILDA 12 TRİLYON DOLARA ULAŞTI
Sağlık sistemlerindeki krizin en temel göstergesi verimsizlik ve israftır. Bugün çeşitli ülkelerde yapılan araştırmalar sağlığa ayrılan paranın %20-30’unun israf edildiğini göstermektedir. Sağlığın dünya genelinde ayrılan bütçe bakımından lider sektör haline gelerek yılda 12 trilyon dolardan fazla bir harcama yapıldığı düşünüldüğünde bu çok ciddi bir rakamdır. Yönetimde yapay zekâ uygulamaları başta olmak üzere veriye dayalı karar mekanizmalarını her düzeyde kurarak bu israfı azaltmaya odaklanmalıyız.

Sağlıktaki eşitsizlikler sağlık sisteminin kurdu gibidir, içten içe onu kemirir. Her yeni teknoloji veya uygulama, eşitsizlikleri azaltmalıdır. Bu yönüyle yapay zekâ uygulamalarının sağlığa erişimde eşitsizliklere bir miktar çare olabileceğini öngörmek mümkün. Eşitsizliğin ve erişim sorununun bir nedeni de sağlıktaki enflasyonun her ülkede bir dert haline gelmesi ve hizmetin pahalılığıdır. Yapay zekâ ve dijital sağlık uygulamaları ne kadar etkin olurlarsa olsunlar, yaygınlaşmaları için erişimde kolaylık ve ucuzluk yaratmalıdır.

YAPAY ZEKÂ DEVASA ETİK VE HUKUKİ SORUNLAR ORTAYA ÇIKARIYOR
Ancak, yapay zekâ devasa etik ve hukuki sorunlar ortaya çıkarıyor. Çok hızlı gelişmesi yasal altyapı oluşturmada en büyük engel. Diğer taraftan Avrupa Birliği gibi yeni teknolojilere iştahla bürokratik düzenlemeler getiren yapılar bir anda yarışta geride kalabiliyor. Bütün bu sorunların kolay bir çözümü de yok. Sadece konuyla ilgili uzmanların değil; tüm sağlıkçıların, halkın tartışmalara katılması çok önemli. Nükleer enerji örneğinden iyi bildiğimiz üzere, bir teknoloji ne kadar gelişmişse o kadar tehlikelidir. Nükleerin gücünden bir tanı tedavi ajanı olarak da yararlanabilirsiniz, bomba olarak da. İnsanlığın kötü ve vahşi tarafını törpüleyecek, ortadan kaldıracak bir teknolojiyi ne yazık ki henüz icat edemedik; tek tek bireyler, bizler bu konuda çok dikkatli ve uyanık olmalıyız.

YAPAY ZEKÂYLA İLGİLİ BU BÜYÜK SORUNA DA ÇARELER ÜRETMELİYİZ
Yapay zekâ şu anki haliyle doğa dostu da değil; muazzam enerji tüketiyor. Makinaların ortaya çıkardığı enerjiyle kentlerin ısıtılması gündemde, düşünün artık. Enerji ihtiyacı nedeniyle bazı ülkelerde atıl duran nükleer santraller yeniden devreye sokuluyor. İklim krizinin kuraklık, seller gibi aşırı doğa olaylarıyla kendini iyiden iyiye hissettirdiği böylesi bir dönemde çevre dostu olmayan teknolojilerle sürdürülebilirliği sağlayamayız; yapay zekâyla ilgili bu büyük soruna da çareler üretmeliyiz.

Ekonomik kriz, göç ve mülteci krizi, iklim krizi, sağlık krizi ve bunların derinleştirdiği yönetim krizi çeşitli biçimlerde tüm devletleri, toplumları derinden sarsıyor. İnsanlığın bu kriz sarmalının içinden çıkabilmesi ancak bir “Bilim Devrimi” yapabilmesiyle mümkün. Bu devrimin ana ögeleri, bütünsel bakış açısı, inovasyon, dijital teknolojiler ve yapay zekâdır. Sağlıkta ve hayatın her alanında yapay zekâ ve dijital teknolojileri olabildiğince kendi ülkemizde üretmek, en yaygın şekilde kullanmak ve yarışta geri kalmamak artık fantezi değil, kaçınılmaz bir gerekliliktir.

Not: Kapak görseli, yapay zekâ asistanı Gemini tarafından oluşturulmuştur.
Prof. Dr. Melih BULUT
[email protected]

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve kocaelihaberi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.